Hüseyin Demir
Orta doğuda yıllar yılı sürecek korkunç bir dünya savaşı için taşlar yılllardır döşendi, döşenmeye devam ediyor.
Türkiye bugün, dünya emperyallerinin hayasız akınıyla karşı karşıyadır. ABDden, Almanyaya, İngiltereden, Rusyaya kadar herkes pozisyonunu almış vaziyette. Oyun bizi devre dışı bırakmak üzere kurgulanmış. Bu yüzden en modern silah fabrikalarının ürettiği, yakan, kavuran silahlar, bombalar, füzeler bize çevrilmiş durumda. Hedef biziz, hedef Türkiyedir.
Medeniyetimizi bir daha ayağa kalkamayacak şekilde tarihten silebileceklerini, yok edeceklerini sanıyorlar. Ve en korkuncu da bizi, bizimle yani müslümanı müslümanla yok edeceklerini sanıyorlar.
NATO Genel Sekreterinin daha geçenlerde Bu savaş Müslümanların arasındaki savaştır. demesi, Amerikadan Avrupaya kadar İslamofobinin akıl almaz boyutlarda yaygınlaşması, özgürlükler ülkesi denilen ABDde başkan aday adaylarından Donald Trump: “Müslümanlar ABDye alınmasın” demesi, İslamla terörizmi eşitlemeye çalışan korkunç bir algı faaliyetinin yürütülmesi, boşuna değildir. Tüm bunların amacı, insanlığın sığınabileceği tek liman olan İslamı, tüm insanlara vahşet ve teröre onay veren bir din olarak gösterme gayreti dir.
Tam bu vasatta, yüz yıldır, durgun, çekingen, ürkek bir şekilde ayakta kalmaya çalışan ülkelerden biri olan, vesayetle yönetilen, cephe ülkesi olarak tanımlanan, muhteşem imparatorluk geçmişini reddetmek zorunda bırakılan Türkiyenin, yıldızlaşan ülkelerden biri olarak çok hızlı bir şekilde tarih sahnesine yeniden dönüşü, panikletti Emperyalleri.
Osmanlı ve Endülüs korkusuyla, nefret ve önyargısıyla biçimlenmiş Avrupa siyasi düşüncesi, aynı hızla bu dönüşü boşa çıkarmaya dönük kapsamlı bir mücadeleye girişti.
Müslüman coğrafyanın tamamına yönelik, İslam tehdidi önyargısıyla hazırlanan güvenlik stratejilerinin tamamı, coğrafyayı yeniden köleleştirme amaçlıdır. Hangi ülke olursa olsun kafasını kaldıranın ezilmesine, yok edilmesine odaklıdır.
Ama Türkiyenin dönüşü, bütün bunları bertaraf etme ve coğrafyayı dönüştürme gücüne sahiptir. Muhteşem dönüşe karşı ilan edilmemiş bir Haçlı müdahalesi yürütülmektedir. En dost, müttefik ülkelerin, stratejik ortakların bile Türkiye politikalarının altında hep bu korkuyu ortadan kaldırma düşüncesi hissedilmektedir.
Onun içindir ki ne olursa olsun Haçlı ordularının başını çekenler, artık dünyanın tek efendisi olma gücünü kaybetmiş ve yüzyıllarca da olamayacaklardır. Buna karşın Türkiyenin yürüyüşü devam edecektir. Zira Derin tarihi zenginliği, siyasi tecrübesi, küresel ölçekte yönetme beceresi Türkiyeyi buna mecbur etmektedir. Bu yüzden asıl savaş hep Türkiyeye karşı olmuştur. ABD, Rusya ve Avrupanın en büyük hatası, Türkiyeye karşı “ikiyüzlü” tavırlarıdır ve maalesef bu ikiyüzlülüğün farkedilmediğini sanmalarıdır.
Türkiyenin başlattığı bu seferberliğin ilk hedefi 2023te, Cumhuriyetin kuruluşundan yüz yıl sonra gerçek bağımsızlığının ilanıdır. Bu tarih tam anlamıyla vesayetten kurtulma tarihidir. Bu tarihe yaklaştıkça savaş daha da sertleşmektedir. Üç yıldır kullanılan yöntemlerin kirliliği, çirkefliği işte bu panikten kaynaklanmaktadır. Her ne kadar bir Kasımda bu çirkefliğin defteri dürülmüş gibi görünse de hesaplaşma 2023e kadar devam edecek, zaman azaldıkça çatışmanın şiddeti de artacaktır.
“Ama”, “fakat” ve “lakin”leri bırakıp hakikata yöneldiğimizde, “Selçuklu”yu, “Osmanlı”yı kuran iradenin devrede olduğunu görürüz.
İşte tam bu noktada Selçukluyu vareden iradenin, Osmanlıyı vareden aklın da devreye girdiğini görürüz. Artık bu aşamadan sonra hem Selçukluyuz hem Osmanlıyız hem Cumhuriyetiz. Çünkü bu üçünün üzerinde yeni bir şey inşa ediliyor. Yüzyıllara dönük meydan okumanın ruhu budur. Çatışma bundandır, hesaplaşma çok büyüktür.
2023, işte o kurucu iradenin, o derin aklın Türkiyeye tayin ettiği ilk duraktır. Yürüyüş ondan sonra da devam edecektir.
2023, yüzyıllık meydan okuma, ayağa kalkma, özgür olma ve onur mücadelesidir, bir ülkenin yeniden yıldızlaşmasıdır. İç işgalcilere, entelektüel teröre, çokuluslu müdahalelere karşı “muhteşem bir direniş”tir.
Bu direniş Türkiyenin sorumluluğunun bir gereğidir. Çünkü, Türkiyenin sorumluluğu sadece kendisine yönelik değil, bir yönü ile 300 milyonluk Türk dünyasına, diğer yönü ile 1,7 milyarlık İslam alemine ve tüm dünyaya karşıdır.
Osmanlı hinterlandına giden STK temsilcilerinin, oradaki milletlerden duydukları sözler etkileyicidir, millet olarak bize kendimizi, özümüzü hatırlatmaktadır. Derler ki: “Bir gün tekrar geleceğinizi biliyorduk”. Evet bu ülkenin ve bu milletin yolunu gözleyen çok insan var. Hemen yanımızdaki Suriyede, halkın feryadına şahit oluyoruz, bunlara sessiz kalabilir miyiz? Bu durum Türkiyeye her alanda mazlumlara el uzatma sorumluluğu yüklüyor.
Gerçek anlamda bağımsız ve özgür olmanın, istiklalimize sahip çıkmanın yolu teknolojik anlamda en ileri seviyeye ulaşmaktan geçiyor. Şayet bugün Türkiye kendi uydusuna, yazılımına ve teknolojisine sahip olmasaydı, bu gün yaşanan bu olaylar içinde, bu hassas dönemde Türkiyenin adım atması, nefes alması imkansızlaşırdı.
Uyuyan dev artık uyanıyor. Bu kadar çok saldırı bundan. Bunu herkes biliyor, ama ülkemin sözde aydınları bilmiyor. Ancak biz tüm bu olumsuzluklara rağmen yılmadan, yorulmadan tempoyu sürekli artırarak hedeflerimize yürüyeceğiz. 2023 hedefleri Türkiye için nihai hedef değil bir ara duraktır. Şimdiden 2023 sonrasını planlamaya başlamalıyız. Türkiye niçin sosyal ve beşeri bilimlerde dünyanın en başarılı insanlarına ev sahipliği yapmasın? Belki biz o günleri yaşamayacağız ama bizim torunlarımız o günleri görecek ve yaşayacaktır inşaallah.
Dünya emperyallerinin hayasız akınları, ABDden, Almanyaya İngiltereden Rusyaya kadar herkes, müslümanların merkezine, Türkiyeye karşı saldırı pozisyonu almış olsa da netice –inşaallah- Türkiyenin lehine olacaktır. Yeter ki kardeşlik şuuru ile hareket etmesini bilelim. Kader Türkiyeden yanadır. Unutmayalım ki kadere ters düşen herkes mağlup olmaya mahkumdur.
Selam ve dua ile..
20-12-2015
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.



