Hayata dair ne varsa hepsi tükenmişliğe ve hissizleşmeye mahkumdur. Şu yeryüzü içinde var olan tek gerçeklikte bile hissizleşmek mümkünken: Ölüm...
Yollar vardır alıp başımızı gitmek istediğimizde aracı olan. Sevdalar vardır tükenmişliklerin içinde mutluluğu aratan. Şairin dediği gibi \\ Şehirlerarası yollarda vazgeçtim çocuk olmaktan\\ \\ Kül Hece\\ de şehirlerarası yollarda kelimelerdeki heceleri kül eyledi. Yaşamındaki kesitleri küle dönüştürdüğü gibi. Ta ki bir gün rüzgarı bekleyip külleri cihana savuracak ya da anka kuşu gibi küllerinden doğacak. Heceleri birleştirip kelimeleriyle cümlelerini kuracak cihana haykırmak için.
Çoğumuz hayatımıza giren ilk öğretmenimizi unutamayız ve onları minnet duygusuyla anarız bize okuma yazma öğrettikleri için. Oysa bir minnet duygusu daha borçluyuz onlara. Bilmem hatırlar mısınız deve cüce oyununu. Hani yedi yaşında, sıraya oturduğumuzda ayaklarımızın yere değemediği zamanlarda deve dendiğinde ayağa kalktığımız cüce denildiğinde çömeldiğimiz oyun...
Yaşamımızdaki son ana kadar oynadığımız bu oyunu o zamanlar kahkaha atarak oynarken gelecekte de hayatımızdaki her evrede karşılaşabileceğimiz eminim aklımızdan geçmedi. Oysa hayatımızın her evresinde düştüğümüz ve kalktığımız anlar vardır.
Bir gün öncesinden planlanmış bir güne gözlerimizi açtığımızda o gün içinde aşağı, çok aşağı düşebildiğimiz gibi; yukarı, çok yukarıda çıkabiliyoruz. Evreni, yukarı çıktığımızda değil de aşağı düştüğümüzde sorgulamalara başlıyoruz. Sorgulamalar sessiz, yorgun, yalnızlıklar içinde paylaşılmaya çalışılıyor.
Bu evren, herkesin deve olmasını istiyor, cüceliği yakıştıramayarak. Düştüğün gibi kalkmasını bilme zamanıdır artık. Düşen çivi izlerini geride bırakarak herkese iyi oyunlar...
Deve...
Cüce...
Deve...
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.




