BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Mustafa GÜL

KUR’AN, 'KADINLARI DÖVÜN' DER Mİ?

25.12.2020 00:00 Mustafa GÜL 7
KUR’AN, 'KADINLARI DÖVÜN' DER Mİ?

 

 

 

İstanbul Sözleşmesi’nin tartışıldığı şu günlerde, İslam’da kadın konusu da konuşulmaya başlandı.

Bilhassa sosyal medyada, kasıtlı olarak ve dalga için “İstanbul Sözleşmesini kaldıralım, onun yerine

şeriatı uygulayıp, kadınları dövmeye başlayalım” diyenlerle karşılaşıyoruz.

Buna da Nisa Suresi’nin 34. ayetindeki vurmak/ dövmek anlamına da gelen “darb, darebe” kelimesini

delil olarak gösteriyorlar.

Fakat “d-r-b” kökünden türeyen, Kur’an’da 58 yerde geçen darb / darabe, dövmek/vurmak dışında,

geçtiği yere göre farklı anlamlarda da kullanılıyor. Bunlar görmezden geliniyor veya bilinmiyor.

“Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman (veiza darabtüm) inkâr edenlerin size bir kötülük yapmasından

korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.” (Nisa,4/101). Bu ayette darabe, yolculuğa

çıkmak anlamında kullanılmış.

“Görmedin mi Allah nasıl bir örnek (daraballahu meselen) verdi: güzel bir sözü, kökü yerde sabit ve

dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.” (İbrahim,14/24) darabe, burada örnek/misal vermek

anlamına geliyor. Türkçemizde, atasözü anlamında kullanılan darb-ı meseli de bu arada hatırlayalım.

“Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar (velyedribne).” (Nur,24/31) ayetinde salsınlar,

bıraksınlar anlamında.

“Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarını nice yıllar mühürledik (fedarabna).”

(Kehf,18/11) darabna fiili burada mühürledik, perde koyduk, tıkadık anlamlarına geliyor.

“Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (vela yedribne).”

(Nur,24/31) yedribne emri, vurmak / çarpmak anlamında kullanılmış.

Darb-darabe, yukarıdaki ayetlerde, yolculuğa çıkmak, misal vermek, salmak, mühürlemek, vurmak

anlamlarına geldiği gibi, rızkın hayırlısını aramak, yüz çevirmek, mühür kazımak, para basmak, engel

olmak, istemek, kışkırtmak, gayrete getirmek, döndürmek, dokumak, tutmak, uzaklaştırmak

anlamlarına da gelmektedir.

Bu farklı anlamları taşıdığı halde, asırlar boyu Nisa 34 te geçen darb/darabe kelimesine sadece

kadınları dövün anlamı verilmiş:

“Baş kaldırmasından (nüşuzundan) endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız

bırakın ve bunlarla yola gelmezlerse dövün (vadribuhun).” (Nisa,4/34) (Diyanet Vakfı Meali). Sadece

Diyanet Vakfı değil, meal ve tefsirlerin yüzde doksanı DÖVÜN demiş.

Kim dövecek? Evli olan koca/erkek.

Kimi dövecek? Eşini/hanımını/karısını.

Niçin dövecek? Çünkü kadın geçimsizlik gösteriyor. Baş kaldırmasından korkuluyor. Ayette “nüşuz”

kelimesiyle ifade edilen bu duruma dik başlı davranmak, kötü niyetler beslemek, fenalık yapmak,

serkeşlik yapmak, iffetsiz davranmak, boşanma/ayrılma istemek anlamları verilmiş. Aynı kelimenin

Nisa 128. ayette erkekler için kullanıldığını ve kadına güzel konuş, sulh /barış yolunu seç diye

tavsiyede bulunuluyor: “Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden, boşanmasından (nüşuzundan)

 

endişe ederse, korkarsa, önce oturup konuşarak anlaşması iyi olur. Zira anlaşma, her zaman en iyi

yoldur.” (Nisa,4/128)

Nisa 128. ayette kocanın boşanma isteğinden, 34. ayette ise kadının boşanma isteğinden bahsediyor.

Kadın, kocasının kendisini boşayacağını sezdiğinde, ayrılığın olmaması için elinden gelen her türlü

çabayı gösterdiği anlaşılıyor. Erkek, eşinin boşanmasından endişe ettiğinde 34. ayet ona yol

gösteriyor: Güzel öğüt ver, yatağını ayır. Bundan sonra boşanma isteğinden vazgeçmezse onu DÖV.

Bu son tavsiye ne kadar mantıksız. Adam, üzüm mü yemek istiyor, yoksa bağcıyı dövmek mi?

Hanımını boşanmaktan vazgeçirmek isteyen eş, onu niçin dövsün? Bu durumda boşanma bile

gerçekleşmeden, çekip babasının evine gitmez mi? Boşanma isteği suç mu? Suçsa bunun cezası

dövmek mi?

Nasıl dövecek? Nitekim Kur’an’da başka suçların cezası belirtilmiş ve ölçüsü söylenmiş. Şu kadar oruç

tutacaksın, şu kadar kırbaç vuracaksın, şu kadar yoksulu doyuracaksın gibi. Peki dövmenin bir ölçüsü

var mı? Yumrukla mı vuracak, tokat mı atacak? Sopayla mı, kırbaçla mı, süpürgeyle mi, terlikle mi

dövecek? Gözünü mü morartacak, çenesini mi kıracak? İz bırakmasın diye kaba etlerine mi vuracak?

Dövün, diyenler bu konuda anlaşamamış olacaklar ki çok farklı ölçüler koymuşlar:

“İz bırakmayacak, kemiğini kırmayacak, herhangi bir uzvunu çirkinleştirmeyecek, dürtmek ve benzeri

şekilde olacak…” (Kurtubi)

“Peş peşe aynı yere vurulmayacak, güzellik mahalli olan yere vurulmayacak, kırk vuruştan fazla

olmayacak..” (Şafi).

“Asla ölümüne sebebiyet vermeyecek, kamçı ve sopayla olmayacak, bükülmüş mendil gibi şeyle

olacak…” (Razi).

Günümüzde dövün diyenler de, içlerine sinmediği için, “hafifçe dövün”; “hafifçe vurun” şeklinde

açıklama yapmışlar.

Allah, boşanmak isteyen bir kadını niçin “DÖVÜN” desin? O dönemde kadınları dövmek sıradan bir

işti. Hür olsun, esir olsun kadının adı mı vardı? Kur’an, tüm yanlışları, haksızlıkları, zulümleri ortadan

kaldırmak için gelmedi mi? “Kadını dövmeye devam edin” der mi?

Bu ayetteki “darabe” kelimesine dövmek, vurmak anlamının dışında, ayetin anlamına uygun olarak,

“nihayet onları evden çıkarın”, “onları gönderin”, “bir müddet ayrılın”, “rahat bırakın” anlamlarını

verenler de olmuş.

Ayette esas anlatılmak istenen dövmek değil, geçimsizlik veya boşanma isteği durumunda, barışın

sağlanması için izlenecek yoldur. Nitekim devam eden ayette de boşanmanın aşamaları anlatılıyor,

burada da esas niyet ayrılmayı önlemek, barışı sağlamaktır.

“geçimsizlik yaşadığınız veya boşanmak isteyen eşinizle konuşun, güzel öğütlerde bulunun, olmazsa

yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın ve onu rahat bırakın. Barışıp anlaşırsa

başka yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa,4/34).

“Eğer eşlerin arasının açılmasından korkarsanız, tarafların ailelerinden birer hakem çağırın.

Barışmak isterlerse, Allah da aralarında barışı sağlar.” (Nisa,4/35)

 

Görüldüğü gibi, maksat ailenin korunması, barışın sağlanması, ayrılığın önlenmesi. Dövme, işin içine

girdiğinde bu nasıl gerçekleşecek? Dövme olayı gerçekleşmişse, erkek tarafının hakemi hangi yüzle

barışı savunabilecek?

Kur’an’a göre, geçimsizlik durumunda ve boşanma aşamasında izlenen yol nedir:

1-Önce konuşun.

2-Olmazsa odaları ayırın.

3-O da olmazsa bir müddet ayrı kalın.

4-O da olmazsa her iki taraftan hakemler arayı bulmaya çalışsın.

5-Yine de olmazsa güzellikle boşanın.

Bugün dünyanın her tarafında, çağdaş hukukta da işler böyle yürümüyor mu? Boşanma olayı

mahkemeye taşınmışsa, yargıç çiftlerin barışması için çaba sarf etmiyor mu? Yargı öncesi aile

büyükleri, evliliğin yürümesi için gayret göstermiyor mu? Evliliğin yıkılmaması için “yalan söylemeye”

bile cevaz vermiş bizim geleneğimiz. ( Bu söylediklerimiz bizim gelenekten gelen sağlam aile yapımızla

ilgili. Son zamanlardaki evlilik ve aile anlayışında bu güzellikler yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Evlilik

bir şirket gibi düşünülüyor. Hatta şirketten öte, herkes evde patron. Kimsenin kimseye tahammülü

yok. Ne kadın kocasına dert anlatabiliyor, ne de erkek karısına söz geçirebiliyor. Hatta çocuklara bile

laf söylenemiyor, “niçin geç kaldın?” denemiyor. Yargıç boşama konusunda işi ağırdan alsa da,

avukatlar ayrılmanın bir an önce gerçekleşmesi için her türlü maharetlerini kullanıyor. Neyse, içinde

bulunduğumuz durum çok vahim de, yazımızın konusu bu değil.)

Kur’an’ı en iyi anlayan ve harfiyen uygulayan Rasulullah’ın hayatına niçin bakmıyoruz? Niçin O’nu

örnek almıyoruz? Eşlerine bir fiske vurduğuna dair bir kayıt var mı? Her ailede olduğu gibi, O da aile

içinde sorunlar yaşamadı mı? Şayet ayeti dövme olarak anlasaydı, öğüt ve yatağını ayırdıktan sonra

üçüncü aşamada eşini dövmesi gerekmez miydi? Allah’ın emri veya tavsiyesi dövmekse onu

uygulamak ilk önce O’nun görevi değil miydi?

Fakat O, ayetleri doğru anladı ve doğru uygulamada bulundu. Sorunları, ayetlerin ışığında çözdü.

Önce öğüt verdi, tatlı dille anlattı; sonra yatağını ayırdı; yine olmayınca bütün tarihi kaynaklarda

yazıldığı gibi bir müddet ayrı kaldı. 4. aşamaya gelmeden de işler tatlıya bağlandı.

SONUÇ

Kadın, tarihin eski çağlarından beri olduğu gibi, 7.yy.da da sövülüyor, horlanıyor ve dövülüyordu.

Ülkemizde ve bütün dünyada bugün de devam ediyor kadına şiddet ve dayak. Bu suçu işleyenler

kendilerince bir sebep gösterebilirler. Fakat hiç kimse “İslam’da kadınları dövme vardır” diyemez.

Bunun için Nisa 34 ü delil olarak gösteremez.

1-Nisa 34. ayette geçen darb kelimesine “dövün” anlamını vermek, o kadar anlam arasında son

seçenek bile olamaz. Kökeninden gelen ve ayetin anlatmak istediği maksada uygun olarak, “ayırmak,

bir müddet ayrı kalmak, evden çıkmak, rahat bırakmak” anlamının kullanılması en doğrusudur.

Nitekim son zamanlarda dövmek yerine, az da olsa ayetin anlatmak istediği amaca uygun meal

verildiğini görüyoruz. Konu bütünlüğüne ters meallerin düzeltileceğini de umuyoruz.

 

2-Rasulullah’ın uygulamalarında ve kadınlar konusundaki tavsiyelerinde de “dövmek” kesinlikle yer

almaz, almamıştır. O, barışın, şefkatin, merhametin, sevginin, adaletin elçisidir.

3-İslam karşıtları, kadınların dövülmesi konusunda saldırıda bulunsa da; onların değirmenine su

taşıyan yanlış yorumları ve uygulamaları Müslümanların hayatında görsek de, Kur’an “kadınları

dövün” demez, dememiştir. Kur’an, bütün haksızlıkların, zulmün, karanlıkların, kötülüklerin,

tahakkümün, kula kulluğun kaldırılması için gelmiştir.

Mustafa GÜL

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu