BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

SAÇ, SAKAL VE BİR TARİKAT

11.01.2016 00:00 Şerif Ali Minaz 4
SAÇ, SAKAL VE BİR TARİKAT

            

                SÛRETLER VE SİRETLER
     “Bir Bilen” dostumla bu hafta yine mutad sohbetimizi yapıyoruz. Konu, SAÇ-SAKAL. Selamlaşmadan, hal hatırdan sonra, dedim ki: “Üstadım, bugün buraya gelirken, Şehristanbulun tramvayında ilginç çehreler gördüm. Ademlerin çoğunluğu sakallı..
Eskiden Âdemlerin siretlerini suretlerinden az buçuk tanırdım. Sakallar sünnî ve moda (Top) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Son zamanlarda işler karıştı; tıpkı kafalar gibi suretler de karman karışık oldu.
   Meselâ; kulaklar küpelendi, sakal ve bıyıklar değişti, kollarda, göğüslerde, enselerde, boyunlardaki döğmeler de girdi devreye. Bazen bakıyorsun, kafalar C. İpekçivari dazlak, kulaklar küpeli, bıyıklar pala. Bazen de, Cüppelivari; kafa yine dazlak, sakal ise bir tutamdan fazla. Hele bazıları da var ki, işaret parmağının yardımıyla alt dudak sakalını üst dudakla yalamakla meşgul. Sakallar kimilerinde kirli, kimilerinde top. Kimilerinde ise saçlar uzun ve dahi örgülü, ama ne sakaldan, ne de bıyıktan hiç mi hiç eser yok; yüz tamamen matruş veya kaytan bir bıyık.
     Allah nazardan sakalasın(!)  şu toplu taşıma araçları da, bir alem; iğne atsan yere düşmeyecek şekilde herkes birbiriyle sarmaş dolaş, manzara sanki kardeşliğin bir timsali(!) Envai çeşit parfümün yanında, ağız kokusu mu dersin, sigara kokusu mu dersin,  hepsini bir arada koklamak mümkün. “ Ne olur, şu pembe taşıma araçlarını devreye sokun da, bu insancıklar bu denli ıkış- tıkış olmasın,” dersen, bu da gericiliğin ve çağdışılığın alameti sayılıyor bu ülkede (!)
   Sevgili Bir Bilen Dostum! Bir zamanlar birilerinin, bir metrelik eşarba, başörtüsüne kafayı taktığı gibi,: “Sen de kılla tüyle mi uğraşıyorsun?” demeyesiniz siz de bana.  Ama bu kıl tüy hakkında varsa bir diyeceğiniz deyiniz lütfen. Çünkü kendimi o kadar tüylü adam arasında bir garip hissettim bu gün…
     KIYAFETNAMELERDE SAKAL
    “Bir Bilen” tebessüm etti ve dedi ki:
Şerif, serzenişlerinde yerden göğe haklısın… Aslında bu konu geçmişte de gündemde imiş. Hatta bir zamanlar insanların karakterini, suretlerinden,  tiplerinden okumayı öğreten kitaplar bile yazılıp çizilmiş.
Meselâ; İbrahim Hakkı Erzurumî, bu bağlamda KIYAFETNAME adlı bir eser yazmış.
  Bu tarz kitaplarda, insanın rengine, boyuna, yanak, saç, çene, parmak ve sakalına bakarak, karakter tahlilleri yer alırmış.
    Uzun sakallı bir Âdem, bu tip eserlerden birini okurken şöyle bir cümleye gözü takılmış: “BİR TUTAMDAN UZUN SAKAL, AHMAKLIĞIN BELİRTİSİDİR.”
    Âdem, derhal kendi sakalını avuçlamış. Bir de bakmış ki, sakalı neredeyse göbeğine geliyor.
Hemen sol eline, yanan bir kibrit almış; sağ eliyle de sakalını bir tutam boyu avuçlamış, kalan kısmını vermiş ateşe. Vermiş vermesine de, yanan kısım sadece uzun kısımlarla kalmamış ki. Tüm sakal, saç ve bıyıklar tutuşup kül olmuş. Adem bu perişan halinden kurtulunca kitabın yan tarafına MÜCERREPTİR”  diye bir not düşmüş. “Mücerreptir” ne demek mi? DENENMİŞTİR, demekmiş.
Şerif Dostum, bu bağlamda sizinle bir anekdot daha paylaşmak isterim
      DUVARDAKİ SAKAL, HAYALDEKİ KEÇİ
     Rivayet edilir ki, Vatan Şairimiz Namık Kemal, Maltadaki cezaevindedir. Bir akşam aşka gelir ve başlar yazmaya. Şiir tamamlanınca da, heyecanla ve yüksek sesle okur. Okumayı bitirdiğinde bir de ne görsün; oda arkadaşı köylü, çoban amca, hüngür hüngür ağlamaktadır. Onun ağlaması, şairin hayal dünyasında değişik algılara yol açar. Ne kadar güçlü bir şair olduğunu, dizelerinin edebiyat ve şiirden hiç mi hiç anlamayan çobanı bile ağlattığını düşünür, ama sormadan da edemez:
   Niçin ağlıyorsunuz? Der, amcaya. Aldığı cevap oldukça düşündürücüdür vee Koca Şairi oldukça sükûtu hayale uğratan bir cevaptır. Derki köylü:
 --Üstadım, siz şiirinizi okurken, şu lambanın ışığından sakalınızla birlikte duvara düşen gölgeniz var ya.  İşte bu gölgeniz, beni çok duygulandırdı. Beni köyüme, dağdaki keçilerime götürdü bu görüntü efendim. Çünkü keçilerimin arasında çok sevecen, çok evcil olan birisi vardı ki, onu aylardır göremiyorum. Çok mu çok özledim onu. Siz şiirinizi okurken duvara yansıyan gölgeniz,  işte onu hatırlattı bana…...Şair derinden bir iç çeker, “Ben ne söylerem, tamburem ne çalar” kabilinden bir iç çekiştir bu.
           SÜNNETTE SAÇ VE SAKAL
      Aslında er kişilerin doğal bir halidir sakallı ve bıyıklı olmak. Bazılarımız bu doğal hal ile hayatını sürdürür, bazılarımız da Allah Resûlünün sünnetine uyarak. Ama sakal bırakanlar hem göz zevkimizi okşamalılar, hem de onu temiz tutmalılar...   Malumunuzdur ki, Allah Resulünün cemalini anlatan siyer kitaplarımız,  Onun, dalgalı ve gür saçlarını ortadan sağa ve sola doğru sarktığını ve saçlarının kulak memelerine kadar uzadığını yazarlar. İri ve simsiyah gözlerin süslediği cemalinin de, sakallarla bezendiğini haber verirler..
     Bu gün bazılarının yaptığı gibi dazlak kafa hiç yok o dönemde. Hatta Hz. Ömer dazlaklara karşı savaş açmıştır. Rivayet edilir ki, Hz. Ömer kafasını tıraş edip dazlak yapan birisine sopasını kaldırmış ve “bir daha görürsem kafanı kırarım, böyle yapman müsledir. Bunu yapamazsın,” diye çıkışmıştır. 
    DİYOBENDİYE ve SAKAL
   Bu bağlamda size sakallı bir cemaatten de söz etmek isterim.  Pakistan ve Hindistanda yaygın ve aktif olan “Diyobendiye” cemaatinden.
 Geçmişte, Osmanlının ayakta kalma mücadelesine destek olmuş ve emperyalist güçlere karşı koymuşlardır bunlar.
  Özellikle misyoner faaliyetlerine, Hinduizme ve sömürgecilere karşı Müslüman halkı bilinçli ve duyarlı olmaya davet eden, aydın gençler yetiştirmeyi amaçlıyorlar.
 Bu topluluk, 1866 yılından bu yana birçok şehirde açtıkları 10 bine yakın medreselere, çeşitli İslam ülkelerinden öğrenciler gelmektedir. Bizdeki bazı vakıfların aksine, bu medreselerde okuyan ve barınan öğrencilerden para alınmaz; üstelik burs da verilir. Hâli vakti yerinde olan hayırseverler buralara maddi destek olurlar. Ama durum böyle olsa da, öğrenciler bazen bir günü sadece bir tas çorbayla, bazen de kuru ekmek ve peynirle geçirirler.
     Tasavvufa da yer verilen ve Nakşi olan Diyobendiye medreselerinde, eğitim ve öğretimde ehl-i sünnet esasları ve Hanefi fıkhı esas alınır. Hoca talebe ilişkileri de Şeyh-mürid ilişkisine dayanır. Her hangi bir konuda fıkıh ile tasavvuf çelişirse fıkıh esas alınır ve buna uymadığını düşündükleri tasavvufi pratikler reddedilir. Bidat ve hurafelerle mücadele etmek temel amaçtır.
      İşte bu cemaatin üyeleri de, sünnettir diye sakal bırakırlar. Nevi şahsına münhasır, başlarına sarık veya takke takarlar, şalvar ve entari giyerler. Ellerinden de tespih eksik olmaaaz.
     VELHASIL
    Sevgili Dostum, “saç, bıyık ve sakal, biz Âdemlerin doğal bir halidir” demiştim ya. Gönül ister ki, bu doğal halimizi fıtrata uygun bir şekilde teşhir edip, toplum huzuruna çıksın insanlar. Temiz ve bakımlı bir saç ve sakal. Fıtrata uygun olan; zihnimizde farklı algılar oluşturmayan suretlerle görünsünler insanlar.””””
Suretlerimizin de siretlerimizin de güzel olması ve görünmesi dileklerimizle..

 

 

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör