Fıtratımız Ve Uykumuz
Şeyh Abdullah Ağabey, bu haftaki sohbetine yine “Sevgili kardeşlerim” diyerek başladı ve şöyle devam etti:
"Şimdi sizlere, bir adı da “doğru yolda yürüten” anlamına gelen HÜDA adlı Kitabımızdan üç kısa âyet mealini okumak istiyorum. Lütfen, unutmamak için dikkatlice dinleyiniz.
“Uykunuzu dinlenme vesilesi yapmadık mı?
Geceyi örtü gibi yapmadık mı?
Gündüzü geçiminizi sağlama vakti kılmadık mı? (Nebe’ 78/9,10,11)
Allah bizleri yaratırken her şeyimizi en mükemmel bir biçimde tasarlamıştır. Geceleri uyumamızı, gündüzleri de çalışmamızı irade buyurmuştur. Çevremizi ve bünyemizi buna göre düzenlemiştir.
Uzmanların ifadelerine göre, geceleyin karanlıkta uyumak, bilhassa kanser türü hastalıklara karşı önemli bir koruma sağlamaktadır. Çünkü karanlık odada yattığımızda vücudumuz kansere karşı koruma sağlayan melatonin hormonunun salgısını hızla arttırıyor.
Bu hormon ışıklı bir ortamda salgılanmadığı için kanser hücreleri daha çabuk gelişmekteymiş.
İnsan bünyesini iyi tanıyanlar: “Gece lambası dahi olsa uyurken ışıktan kaçının,” diyorlar ve ilave ediyorlar: “İlla ki bir ışık istiyorsanız oldukça solgun ve kırmızı bir renk tercih ediniz,” uyarısında bulunuyorlar.
Kanserle Savaş Dairesinin yetkilileri de, belediyelere bir çağrıda bulunuyorlar: “ Geceleri ışıl ışıl cadde ve sokaklar istemiyoruz. Sağlığımız için gereksiz aydınlatmalar yaparak karanlığımızı kısmayınız lütfen(!)”
Evet, adı geçen anti kanserojen hormonu vücudumuz karanlık bir ortamda, saat 23.00 ile 05.00 arasında tam olarak salgılamakta ve hücrelerimiz yenilenmektedir. Böylece bağışıklık sistemimiz düzenlenmektedir.
Bu melatonin hormonu sayesindedir ki, vücudun biyolojik saati korunuyor, ritmi ayarlanıyor. Üreme sistemi gelişiyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, düzenli gece uykusu alanlara göre uykusunu düzenli alamayanların, kansere yakalanma riski beş kat daha fazla. Çağımızın bu vebasından Rabbimiz korusun bizleri.
O halde sevgili kardeşlerim! Gece mutlaka karanlık ortamda uyuyalım.
Erken yatıp, erken kalkalım. Özellikle bu hormonun salgılandığı saatleri uyku ile geçirelim.
Uykunun Diğer Yararları
Bu bağlamda dilerseniz uykunun diğer yararlarını da hatırlayalım:
Sindirim sistemimizin hızla çalışmasına vesile olur.
Bağışıklık sistemimiz kendi içinde yoğun bir faaliyete geçer.
Ve özellikle vücudumuzu kaplayan cildimiz yoğun bir çalışma temposu içine girer. İlginçtir ki, cildimizde beliren kırışıklıklar güzel bir uyku sonucunda kaybolup giderler.
Biliyor musunuz, bizler uyurken, vücut ısımızın 2 derece artmasıyla birlikte, organizmamız bol miktarda sıvı üretir.
Bu nedenle, sabahları uyandığımızda saçlarımızın nemlenmiş, şekillerinin bozulmuş olduğunu görürüz. Yağ bezleri geceleri yenilendiğinden, uyku sırasında yağ salgılaması genelde azdır.
Büyüme hormonu artar, buna mukabil stres hormonu düşer.
Şunu unutmayalım: Gece alacağımız bir saatlik bir uyku, gündüzün iki saatlik uykusuna bedeldir.
Gece Uykularının Dört Katili
Kardeşlerim!
Bu seküler çağda gece uykularının dört katili var: Kapitalizm, işret âlemleri, Tv. Dizileri ve kaygılarımız, yani gam ve kederlerimiz. Bunlara interneti de ilave edebiliriz.
Şu vahşi kapitalizm var ya, onun acımasız uygulamaları, bizim fıtratımızı alt üst etti. Onu iyi tanıyalım. Daha çok üreteceğim, daha çok tükettirip daha çok kazanacağım derken, bizleri her tarafı tuzaklarla dolu bir hayatın içine attı. Şairin dediği gibi:
“Öyle bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.”
Evet, çalışmak, üretmek, israfa kaçmadan ürettiklerimizi tüketmek güzel; ama bu, fıtratımızı, yaratılış yasalarımızı, sağlığımızı bozmadan güzeldir.
Saat Kulelerine Niçin Saldırdılar?
Vahşi kapitalizmin acımasız anlayışı, daha çok kazanabilmek için bir zamanlar çağdaş kölelerini, günün 16 saatinde fabrikalarda çalıştırdı. Kentlerin meydanlarına dev saat kuleleri inşa edildi; işçiler işlerine geç kalmasınlar, zamanında işe gelsinler diye. Ama bıçak kemiğe dayanınca isyan eden işçiler, ilk önce bu saat kulelerine hücum ederek kapitalizme karşı öfkelerini söndürmeye çalıştılar. Tarumar ettiler saatleri. Ettiler etmesine, ama kapitalistlerin iştahlarını ve hırslarını kıramadılar bir türlü. Kapitalizm başka bir usul geliştirdi: Gece vardiyaları.
Kapitalizmin görevi, hedefe ulaşabilmek için durmadan yeni yollar keşfetmekti. Çünkü onlara bu yolu açan fikir babaları Adam Smith idi. O, ta 1776 yılında yazdığı “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabında onlara şöyle diyordu:
“Bu yol (kapitalizmin yolu), insan ruhunun köklerinde var olan bencillik ve aç gözlülük ilkesine dayanır. İlk bakışta bu yol, her ne kadar ahlaken bir düşüklük gibi görülse de, toplumsal fayda açısından yararlı bir yoldur. Çünkü insan, bencil çıkarları peşinde aç gözlüce koşarken piyasalar ve ekonomi canlanır ve bu sayede bolluk gelir.”
Sevgili Kardeşlerim!
Görüyorsunuz, aç gözlülüğümüzü tatmin etme, ilerleme ve daha çok üretme adına heba edilen gece uykularının temeli böyle dinamitlendi. Eh, “kahrolası dünyada evlad-ü ıyal var” diyen garibanlar da onların bu dinamitleriyle hayatlarının berhava edilmesine rıza gösterdiler.
Bunun yanında bir de, gece âlemleri var. Para babaları bu sektörü de geliştirdiler. Bu mekânlarda çılgınca uygulanan eğlence ve işretler de gece uykularının katili oldular.
Ya gam ve kederlerimize ne demeli. Gelecek kaygılarımız, takıntılarımız, sonu gelmez emellerimizi tatmin edemeyişimiz, fındıkkabuğunu doldurmayacak şeyleri sorun haline getirmemiz. Bunlar değil midir uykularımızın katilleri. “Duvarı nem, insanı gam yıkar” dememiş midir atalarımız. Evet. Bunları da hayatımızdan atmamız gerekir; sağlığımız için, mutluluğumuz için.
Velhasıl
Tüm bu uygulamalar insanoğlunun fıtratını bozdu; baksanıza, hiç tanımadığımız hastalıklarla tanıştık bu çağda. Durmadan yaygınlaşan kanser, obezite, stres ve ruhsal sendromlar /hastalıklar/ bu uygulamanın sonunda çıktı meydana. Dün adını bile duymadığımız, “Kaliforniya Sendromu, Stokolm Sendromu…” gibi sendromlarla tanıştık bu gün.
Geliniz, yukarıda üç soru cümlesiyle özetlediğim ilahi çağrıya kulak verelim: Ne zaman çalışılması, ne zaman uyunması gerektiğini, ne kadar üretilmesi, ne kadar tüketilmesi gerektiği konularında bir daha düşünelim. Biraz sorgulayalım kendimizi.
Şu gerçeği de hatırlayalım: Zürafaların 2 saat, fillerin 3, köpek balığının 5, kedinin 12,5, farelerin 13 ve yarasaların 20 saat uyuduğunu, uyku süresinin vücut büyüklüğü ya da yaşam süresi ile orantılı olduğunu ve uykunun basitçe bir dinlenme olmadığını bilelim.
Uykularımızı da vücut yapımıza göre düzenlemeyi unutmayalım.
Saygı ve selâmlarımı sunarken, kalın sağlıcakla diyorum…
NOT: Bir önceki yazımıza ilgi gösteren sizlere ve yorumlarıyla katkıda bulunan Halim Gül, Ümit Memiş, Remzi Söğütlü, Sami Nurhan, Bir Dost, Bir Molla Kasım Beylere ve Zerrin Çırak Hanımefendi’ye teşekkür ediyorum.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



