KUTLU DOĞUM
Erdemli’de Bir Anlama programı
Sevgili okuyucu! Her yıl olduğu gibi, bu yıl Nisan ayında da, Ülkemizin birçok yerinde “Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri düzenlendi. Sivil toplum kuruluşları, vakıflar ve belediyeler her yerde “Güller Gülü”nü anma, anlama ve her zamankinden daha çok hatırlamak için programlar organize etti. Bendeniz de, Erdemli Beldesinin düzenlediği ve “Erdemli İlk Öğretim Okulu” nun icra ettiği bir programa katıldım. Aldığım notlardan bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kürsüye önce okul müdürü geldi. Halkı selamladıktan sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:
Kıymetli kardeşlerim!
Yıl, Miladi 571. Aylardan, Rebiü’l-evvel ayının 12’si. İşte tam bu günün gecesi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Son Peygamber (s.a.s)’in dünyaya teşrif ettikleri gecedir.
Bu “Kutlu Doğum Haftaları” vesilesiyle, O’nun dünyamıza teşrif ettikleri anın heyecanını tekrar yaşıyoruz. O sevgililer sevgilisine karşı olan muhabbetimizi bir kez daha dile getiriyoruz.
O’nun, Allah’ın en sevgilisi, en son elçisi, ama Allah’ın kulu olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.
O güzeller güzelini, sevdiklerimizden daha çok sevmemiz gerektiğini, ama onu sevmenin onu tanımakla olabileceğini anlıyoruz.
O’nu tanımakla da yetinmemek gerektiğini, onu kendimize örnek almamızın elzem/çok gerekli/ olduğunu iyice kavrıyoruz.
Rabbimize iman etmenin ve sevmenin, O Allah kulunu izlemekle, yolunu takip etmekle mümkün olabileceği bilincine ulaşıyoruz.
Yüce Kitabımızın buyruğu gereği, O’nu çok, ama çok sevmemiz gerektiğini, fakat bu sevginin de bir sınırı olduğunu bir daha hatırlamış oluyoruz.
O’nun, darı bekaya göçmeden çok kısa bir süre önce okuduğu hutbesinde söylediği şu cümleleri sanki onun ağzından duyuyormuşuz gibi bir hisse kapılıyoruz.
Evet, o bu hutbesinde şöyle diyordu:
“Peygamberlerin kabirlerini tapınak haline getirenleri Allah lanetlemiştir. Benim kabrimi de sakın bir tapınak haline getirmeyiniz.”
Tüm Elçileri Seviyoruz
Allah’ın bütün elçilerini seviyoruz. Ama O’nu daha bir başka seviyoruz.
Çünkü O, hem öksüz hem bir yetimdir.
Çünkü o, kutsal elçiler zincirinin son halkası ve zaman itibariyle bize en çok yakın olanıdır.
Çünkü O, sade, yalın, efsanelere bürünmemiş bir hayat tarzıyla bizlere örnek olan “Son Uyarıcı”dır.
Onu seviyoruz. Selam ona, salât ona, sonsuz saygılar ona olsun.
Karar Verdik Diyebiliyor muyuz?
Kardeşlerim! Kendimize şu soruları soralım lütfen!
Bu kutlu Doğum Haftası münasebeti ile kendimizi yenilemeye karar verebiliyor muyuz?
O güzel insanı sık sık hatırlayıp, onun sevgisini sürekli gönlümüzde hissetmeye,
O’na salât ve selam getirmeye, namazlarımızda salli ve barik dualarını okurken, Rabbimizin huzurunda bile ona olan sevgimizi pekiştirmeye niyetlendik mi?
Ona olan sevgimizi pekiştirirken onun şu öğüdünü hatırlayacak mıyız?: “"Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı surette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki, ben sadece bir kulum. Onun için bana (sadece) Allah’ın kulu ve resulü deyiniz." (Buhari, Enbiya,48)
Onu sevmek için bilmek gerektiğini, bilmek için ise, Onun hayatını öğrenmenin bir Müslüman için şart olduğu bilincine ulaşabildik mi?
O’nu anlatan birkaç kitabı okumaya ve siret adı verilen bu kitapları sürekli “başucu kitabı” yapmaya karar verebildik mi?
Bu “Başucu Kitaplarımız” arasında bir veya birkaç Kur’an tefsiri ve meal bulunmasına karar verebildik mi?
Kitabımızın “Oku!” buyruğuna uyarak, mümkünse her gün; yarım saat veya bir saat Kur’an’dan bir ya da birkaç sayfa okumak, manasını anlamak konusunda gayret edecek miyiz?
Rabbimizden duamız o dur ki, bizlere bu haftalar vesilesiyle nice yeni yeni doğuşlar nasip eylesin ve kendimizi sorgulayan, yenileyen kullarından eylesin. Sözlerimi “Kul Peygamber” (s.a.s.)’in bir uyarısını hatırlatarak noktalamak istiyorum.
Sahabeden Enes b. Malik (ra) anlatıyor: - Bir adam Peygamberimize:
“Ey efendim, efendimin oğlu! Ey bizim en hayırlımız, en hayırlımızın oğlu! diye seslenmişti.
Bu hitap tarzına cevaben Peygamberimiz de, bizleri şöyle uyarmıştı:
“Ey insanlar! Allah’a karşı olan sorumluluğunuzun bilincinde olun ki, şeytan sizi aldatmasın. Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.” [A. B.Hanbel, 3/153]
Selam ve sağlıcakla kalınız.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



