BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 5
Şerif Ali Minaz

 

     

 

   Sorularla Biten Bir Yazı

  Bir önceki yazımızda camilerimizden söz etmiş ve satırlarımızı şu sorularla noktalamıştık:

Diğer şehirlerimizdeki cami ve vakıf arazilerinin başına neler gelmiştir? Yaşananlar sadece büyük şehirlerde mi cereyan etmiştir?

  Merhum Eşref Edip, bu konuda yıllar önce neler demiştir?

 Günümüzde neler yapılıyor ve neler yapılmalıdır?

 Dilerseniz soruların cevaplarını birlikte okuyalım:

 

   Yurdun Her Yerinde Aynı Uygulama

    Camilerimizin veya yıkılıp arsalarının ayrı, enkazlarının ayrı satışları, sadece İstanbul, Bursa, Konya gibi şehirlerde değil; yurdun her yerinde yapılmıştır. Örnek mi?

 Meselâ; Kastamonu’da 28 cami ve mescit yeri ihale yoluyla satılmış. Bunlardan, Tavuk Hasan camii 500 tl.

Hasan Efendi camii 150 tl.

Takyacılar camii 150 tl.den satılığa çıkmıştır.

      Vakıflar genel müdürlüğünün kayıtlarına göre Kilis’te onlarca cami ve medrese satılmıştır.

    Meselâ; 1551 tarihli Hacı Derviş cami 1947 yılında 550 liraya,

 17. Yüzyıldan kalma Hasan Atar Cami 1937 yılında 355 Liraya satılmıştır.

    Bu ibadethanelerin birçoğu satılmakla da kalmamış,  yıllarca işyeri olarak kullanılmış, daha sonra da yerlerine apartman dikilmiştir.

    Tarihçi Mustafa Armağan, 3500 tarihi eserin devlet eliyle satıldığını Başbakan’ın ağzından duyduğumuzu, aslında bu rakamın buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu, yıkılan camilerin bu rakamın dışında kaldığını söylüyor ve ilave ediyor:

   “İstanbul Silivri Kapı’daki Sitti Hatun camii kiraya verilmiş ve kiracı burayı ahır yapmıştır. İzmir Seferi Hisar’daki Kasım çelebi camii de ahır olarak kullanılmıştır.

    Sirkeci’deki Merzifonlu Karamustafa Paşa Camii, Sazevine; Fatih’teki Sofular camii de düğün salonuna dönüştürülmüştür.”

     İstanbul Müftülüğünün hazırlatıp, 1987 yılında bastırdığı “Eminönü Camileri” adlı eserde sadece Eminönü ilçe sınırları içinde 212 camiden 113’ünün satıldığı ve yıkıldığı kaydedilmektedir. Bu gün, müze olarak gezip dolaştığımız Topkapı Sarayı sınırları içinde bile 9 adet cami bulunmaktaymış. Maalesef, saray müzeye çevrilmeden önce, burada bulunan cami ve mescitler yok edilmiş, minarelerinden ezan sesleri kısılmıştır.

      Hatırlatma

     Bu yazının konusu ve amacı, çok sık aralıklarla cami ve mescit yapmanın mantığı neydi? Bu kadar sık ve çok ibadethaneye ihtiyaç var mıydı? İhtiyaç fazlası ibadethanelerin başka amaçlarla kullanılması isabetli değil midir? Sorularını irdelemek ve cevap bulmak değildir. Asıl amaç, bu milletin ibadethanelerinin bu denli hor görülmesini ve layık olmadığı uygulamalara tabi tutulmasını vurgulamak ve dünümüzü hatırlamaktır. Dünün hatalarını günümüzde nasıl telafi edebiliriz? Sorusu üzerinde düşünmek ve cevap aramaktır?

        Merhum Eşref Edip Soruyor

       Merhum Eşref Edip,  “(…) Partisi ve Din" adlı kitabın, 269 ve sonraki sayfalarında yıllar önce soruyor ve diyor ki:
   Bahçekapı’da Hidayet Camii’ni Türk Ticaret Bankası’nın kokmuş deri deposu haline getiren (kim?)
  Mercan’da Sultanhanım’ın Samani Sani Camii’ni Ermeni ve Yahudilere veren, mihrabında bir Yahudi kızı oturtan, minaresini fabrika bacası yapan (kim?) 
   Unkapanı’ndaki camiyi, Yahudi lastik tamirhanesi yaptıran (kim?)
  Cerrahpaşa’daki Şemseddin Molla Camii’nin tabanlarını söktüren, odun deposu yaptıran (Kim?) 
Tahtakale’de Sultan Fatih’in kumandanlarından Saması Evvel Camii’ni paçavra deposu haline sokturan, 
    Şehzadebaşı’ndaki Burmalı Mescit denilen ve minaresi dünyada emsali olmayan bir camiyi marangozhane yaptıran (kim?)
   Dolmabahçe Camii’ni müze haline getiren,
Göksu Kasrı karşısında Sultan Aziz Camii’nin bir akşam keyfi sırasında kaldırılmasını emreden, mihrabını dans salonu haline getiren (kim?) 
   Heybeli Camii’ndeki ezan sesinden rahatsız olarak yıkılmasını emreden (kim?) 
   Balat’ta Muhiddin Hamamî Camii’nin mihrabını demirci ocağı yaptıran, 
Çarşıkapı’daki Piri Camii’ni kalıpçı İstafan’a veren kim?

       "Şükürler Olsun" Diyoruz, Amma...

   “Şükürler Olsun” Diyoruz Amma..

        Bu gün görüyoruz ki, birçok tarihi eser restore ediliyor. Vakıf arazileri üzerine inşa edilmiş gecekondular, çarpık yapılar, tek tek yıkılıyor ve İstanbul nefes alıyor. İşgalcilere yol gösteriliyor.     Yıkılan birçok cami ve medrese yerine bir levha asılıyor: “Burası …camii veya … medresesinin yeridir.”

Bu kurtarma işlemlerine daha da bir hız kazandırılmasını diliyoruz.

      Bunlar olumlu gelişmeler. Ama birkaç zaman sonra, bu arazilerin kimliğini belirleyen levhalar kalkıyor, yerlerinde yeller esiyor ve orası çocuk parkı ya da çay bahçesi yapılıyor. Bu ülkede ezana ve camiye allerjisi olanlar var mıdır bilinmez, ama 40- 50 sene sonra buralara cami yaptırılmak istense insanımıza bu parkların cami arsası olduğunu nasıl anlatırız? Vakıflardaki kayıtları insanlara gösterdiğimizde onları nasıl ikna ederiz?

      Nitekim Fındıkzade’deki Kızılelma caddesinde inşaatı başlayan cami için emekli ve yaşlı bir vatandaş ikide bir gelip kalfa başına kafa tutuyormuş: “Güzelim parkı katlettiniz. Camiye mi ihtiyaç vardı burada? Buraya …ları mı toplayacaksınız?….” diye.

   Demek isteriz ki, yetkili kurumlar, bu cami ve vakıf arazilerini parka dönüştürürken o mekânların asıl hüviyetini beyan eden levhaların oralarda kalıcı olmalarını da sağlasalar ne güzel olur. Herkes bilsin ki, dün gecekondu olan, bu gün parka dönüştürülen bu mekânlar, aslında bir cami veya medrese arazisidir.

   Bir de, Vakıfların, Belediyelerin ve hayırsever vatandaşların ve şirketlerin katkılarıyla yeniden asli hüviyetlerine kavuşturulan bu yapılar ele alınırken “ihtiyaç önceliği” gündeme alınsa daha iyi olacaktır. Gerçekten cami sıkıntısı çekilen bölgelerdeki arazilere, kurtarma operasyonunda öncelik tanınmalıdır, diye düşünüyoruz.

   Dev bir Vakıf Medeniyetinden bizlere miras kalan yitik eserlerin bir an önce gün yüzüne çıkarılmasını dört gözle ve sabırsızlıkla bekliyoruz.

  Buraları yeniden ihya edecek hayırsever vatandaşlarımızın sayılarının artmasını diliyoruz.

Vakıflarımızın da bu hayırsever vatandaşlarımıza köstek değil; destek ve yardımcı olmasını arzu ediyoruz.

   Selam ve saygılarımla….

 

 

 

 

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör