BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Şerif Ali Minaz
09.04.2026 13:15 · 5

Şerif Ali Minaz

Yorumlar
Şerif Ali Minaz

                                                                                              Kalemi kılıcı kadar kuvvetli;

                                                                                             Kaderi sureti kadar güzel,

                                                                                             Devletlû İkinci Mehmet Han,

                                                                                            Ey benim ceylân bakışlım!

                                                                                                                              Nezihe Araz

                 Kıymetli okuyucularımız: “Biz şeyhi Dinliyorduk,” Fatih’in Eğitimi konusu da nereden çıktı,” diyebilirler. Ama biz güncele ayak uydurarak ve Şeyhi dinlemeye bir süre ara vererek, 29 Mayıs nedeniyle dedemiz Fatih hakkında yazmayı yeğledik.

                  İslâm tarihinin ta başlangıcından itibaren tüm Müslüman komutanlar ve ordular “Kostantıniyye mutlaka fethedilecektir…” müjdesine kavuşmayı arzu etmişlerdir. Ama Ankara’da Hacı Bayram Veli’nin, manen keşfi ve tespiti ile bu müjdeye nail olacak komutanın, büyük Veli’nin karşısında oturan çocuk, yani Fatih olduğu tescil edilmiştir.

  Mademki, tarih boyunca ulaşılmak istenen müjdenin muhatabı belirlenmiştir; o halde onun çok iyi yetiştirilmesi gerekmektedir. Ülkenin en iyi eğitmenlerinin, psikolog ve pedagoglarının gözü onun üzerinde olmalıdır.

   Bu çocuk, çok zeki, çok yetenekli, ama bir o kadar da afacan mı afacandır. Onu eğitmek her babayiğidin harcı değildir. Bunu bilen Padişah baba, onu Molla Gürani Hoca’ya teslim eder. Mola Gürani,  Çocuk Mehmet’in sınıfına girerken eline bastonunu almayı da ihmal etmez. Afacan çocuk sorar hemen Hocasına:

-Nedir o elinizdeki sopa? Niçin yanınızda taşırsınız onu?

 Büyük Şairimiz Namık Kemal’in ifadesiyle Hoca şöyle yanıtlar bu soruyu:

    -Pederiniz, serkeşliğinizi işitmişler. Eğer yine okumak istemezseniz, emrettiler ki, sizi bu sopa ile yola getireyim.

 Şehzade bu tehdit üzerine, avcı elinde çaresiz kalmış aslan yavrusu gibi, acı bir gülüşten sonra derse başlamış, fakat önce bir eziyet bildiği tahsil ilerledikçe, yaradılışında saklı bulunan irfan istidadıyla, elde ettiği lezzeti, sonraları yüce himmet sarfettiği hükümet hazlarından bile üstün bulmuştu.”

     Bu baston veya sopa meselesi günümüzdeki pedagojik kurallara ne denli uyum sağlar bilmiyoruz. Ama bu konuda İngilizlerin okullarında disiplin cezası olarak sembolik bir “sopa cezası”nın bulunduğunu ve bu cezanın okul müdürünün riyasetinde büyük bir merasimle icra edildiğini, bu merasimin öğrenciler arasında bir tarih başlangıcı olarak kabul edildiğini talebelik yıllarımızda coğrafya öğretmenimiz söylemişti. Böylesi bir cezanın kaldırılmak istenmesini İngiliz öğrenci velilerinin protesto ettiğini de, daha sonraki yıllarda medyadan öğrenmiştik.

    Evet, Şehzade Mehmet’in çocukluğundan gelen bu izlenim ve izlerin, büyüdüğü zaman onda ne gibi tesirler bıraktığını yine Namık Kemal şöyle dillendiriyor:

“Büyük mücahitliği karşısında kılıncına hükümdarlar boyun eğen Fatih, ancak bir âlimin elini öpmek için eğilirdi. Ve cihangirlik gayreti Fatih adıyla kanaat etmezken hocasının kendisini yalnız “Mehmet” diye çağırmasını isterdi.

  Devlet idaresinin en büyük kuvveti, insanlık terbiyesini hükümet kaidelerinden üstün tutan Fatih, nerede görse Molla Gürani’nin elini öperdi… Molla Hüsrev’i camide bile görse ayağa kalkardı.”

 Cihangir padişah, bir gün veziri Mahmut Paşa’ya da şöyle diyordu:

    “Bu Pîr’e /Akşemsettin’e/ hürmetüm ihtiyarsuzdur; onun yanında heyecanlanırum, ellerim titrer. Sair şeyhlerin ise benim yanımda elleri titrer.”

  Evet, nice değerli hocaların eğitiminden geçen Şehzade Mehmet, genç yaşında Latince, yunanca ve Sırpça’nın yanında Arapça ve Farsçayı da ana dili gibi biliyordu. Matematik, tarih, coğrafya, felsefe bilimleriyle birlikte çağını ve çağının dünya siyasetini de çok iyi kavramıştı. İnsanlık tarihinde iz bırakan cihangirlerin biyografilerini de okumuş ve öğrenmişti.

    Sultan’ın Koçu

 Bu afacan çocuğu yetiştiren hocalar arasında Akşemsettin’in yeri ve önemi çok büyüktür. O bir koçtu bu delikanlı için. Onun kulağına bir suflör gibi sürekli şu cümleyi söylüyordu:

   “Siz kendinizi sair halk gibi zannetmeyesüz. Islahı memleketten gayrı nesneyle iştigal etmeyesüz.”

  Merhum N. Sâmi Banarlı, Ak Hoca’nın daha sonraları yazdığı mektubunda bu sözlerini şöyle teyit ettiğini ifade ediyor:

“Siz bir din ve tarikat adamı değil, dindar bir devlet adamısınız. Milletinizin ve insanlığın selameti için bir devlet adamı gibi hareket etmeye mecbursunuz.”

 Bu Ak Hoca,  dini bilimlerde uzman olmasına ilaveten, zamanının tıp biliminde de bir dehaydı, ama esas güçlü olduğu tarafı, dev bir gönül adamı olmasıydı. O bir “vakıf adam”dı. İnsanların ruhlarına ferahlık vermek, dertlerine deva olmak için adamıştı kendini.

 Bütün bunların ötesinde en önemli görevi, dev bir aksiyon adamını yetiştirmekti.

Onu herkesten daha ayrıcalıklı, daha bilgili ve daha kültürlü yetiştirmek istiyordu. Sultanlık görevini üstlendikten sonra bile ondan elini çekmedi. Ona hep şu telkinde bulunurdu:

  “Senin salik olmandan /tasavvuf yoluna girmenden/ malik olman daha hayırlıdır.”

 Onun bu malik olmasının, yönetici ve hükmedici olmasının, doğrulukla, sevgi, şefkat ve adaletle süslenmesi gerektiğini öğütleyen bu koçtu.

 Kostantıniyye’nin 53 gün süren muhasarası zarfında zaman zaman sabırsızlanan ve canı sıkılan bu delikanlıyı daima teselli eden ve “korkma, mutlaka alacaksın” diye moral yükleyen de, bu koçtu.

   Onun bu telkinleri ve öğütleri olmasaydı bu cihangir, Rumeli Hisarı’nın inşasını protesto eden Bizans elçisine şu sözleri söyleyebilir miydi?

  “Kudretimin eriştiği noktaya ecdadımın hayalleri bile ulaşamamıştır.”

 Bu cihangir, böylesi koçlardan güçlü bir eğitim almasaydı, Fethin üçüncü günü Ayasofya’nın kapılarına geldiğinde, alnını toprağa koyup secdeye kapanacak kadar mütevazı ve inançlı olabilir miydi?

  Şehre girerken sağında ve solunda bulunanların, önde gelen komutanlarıyla birlikte Molla Gürani, Molla Hüsrev, Ak Bıyık ve Akşemsettin’lerin olduğunu görüyoruz. İşte bu insanlardı onu yetiştirenler.

 Kılıç ve bilgi, güç ve bilgelik; bu ikisi olmadan ayakta durulamayacağını, galip gelinemeyeceğini çok iyi biliyordu cihangir sultan.

   Bu gerçeği çok iyi bildiği için, Bizans kızlarının kendisine takdim etmek istedikleri çiçeklerin sehven/yanlışlıkla/ Akşemsettin’e sunulmasını tebessümle karşılamış, bir gerçeği de teslim ederek demişti ki:

  “Verin, çiçekleri ona verin. Padişah benim, ama hocam odur.”

                  Kılıcın Hakkı Yok mudur?

            Yazımızı bir anekdotu daha kaydederek bitirelim isterim. Dedemiz Fatih, fetih günü Topkapı surlarından şehre girerken bir derviş yaklaşır, atının yularına tutunur ve der ki:

-- Padişahım! Bu şehri biz dervişlerin duaları sayesinde fethettiğinizi sakın unutmayasınız.

  Atamız Fatih, hafifçe tebessüm eder ve sonra da elini kılıcının kabzasına uzatıp yarı yerine kadar kınından çıkardıktan sonra cevap verir:

-- Çok doğru söylersin derviş! Ama şu kılıcın da hakkını unutmamak lazımdır, değil mi?

              Doğu ile Batı arasındaki barışı sağlayacak, insanımıza mutluluk, sağlık ve esenlik getirecek Fatih’lerin ve Fatihlilerin yetiştirilmesine katkıda bulunacak nice koçların da var olması dileklerimle…

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör