BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

SEVGİ VE BESMELE ÜZERİNE

25.05.2015 00:00 Şerif Ali Minaz 4
SEVGİ VE BESMELE ÜZERİNE

                               SEVGİ VE BESMELE ÜZERİNE

Sevgili okuyucu, malumunuzdur ki, Kitabımız Kuranda bulunan 114 surenin 113ü de,  “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesiyle başlıyor.  “Rahman ve rahim olan Allahın adıyla…”Rahman” kelimesi “vedût” kelimesiyle eş anlamlıdır;  ikisi de “seven, çok seven” anlamına geliyor.  O halde biz, her besmele çekişimizde diyoruz ki:  “ Sevgisi ve merhameti her şeyi kuşatan, sonsuz olan Allahın adıyla (başlıyorum işime).   Bu noktada görüyoruz ki, İlahi Mesaj, “SEVGİ” sözcüğü ile başlıyor. O yüce Kitap, bizlere bütün oluşumların, bütün yaratılışların  SEVGİ üzerine kurulduğunu dile getirmek ve anlatmak istiyor.

      Bakınız, ilk inen ayetler, bizim “alak”tan yaratıldığımızı, yani ana rahminde; boşlukta duran bir cisimden yaratıldığımızı bildiriyor. O halde biz dâhil; kainatta var olan her şey boşlukta değil mi? Boşlukta duran milyarlarca gezegeni bir düzen ve nizam halinde tutan güç nedir? Elbette SEVGİDİR, aşktır, cazibe yasasıdır.

 Onun için şair der ki:

  “Âlemi âlem yapan beş nokta, üç harftir,

   Âdemi de âdem yapan beş nokta, üç harftir.”

Nedir bu beytin açılımı mı?

 Kuran harflerini bilenler,  AŞK kelimesinin, beş nokta ve üç harften oluştuğunu hemen anlayacaklardır. Gönül ister ki, Rabbimiz ve kullarıyla olan bütün ilişkilerimiz sevgi ve aşk üzerine kurulabilsin. Bütün beşeri münasebetlerde bizi biz yapan sevgi hâkim olsun. Bu bağlamda YUNUSun şu dizelerini de hatırlayalım derim:

“Cenet cennet dedikleri, / Birkaç köşkle birkaç hûri.

İsteyene ver Sen anı/ Bana seni gerek Seni….”

      Bu dizeleri bazılarımız yadırgayabilir, ama fıkıh kitaplarımızda yazan bir gerçeği de vurgular bu dizeler. Çünkü ibadet ve taat üç amaçla yapılır. Birincisi ve en makbul olanı Allah rızası için yapılandır. İkincisi de, Cennet ümidi, cehennem korkusu ile yapılandır ki, birinciye göre bunun Allah katında değeri düşüktür..

   Sevmek Sevilmek ve Biz

Hamurumuz sevgi ile yoğurulmuştur bizlerin. Çünkü o hamur, Rahman ve Rahim olanın eseridir. Ondan gelen ve yine Ona dönecek olan bizler,  “ana rahmi” denilen o sevgi dolu ortamdan bu dünyaya ağlayarak geliriz ya. Ağlarız; çünkü orada bizi kuşatan sevgi dolu bir dünya vardı. Sevgi ve merhamet sözcüğünün karşılığı olan “RAHİMDEN” koparılışımızın, firakımızın feryadıdır o ağlamalarımız. Tıpkı Mevlananın Neyinin feryadı gibi..

 Bizler, analarımızın rahmine embriyo halinde gönderilirken de, iki cinsin birbirine olan sevgisiyle aşılanmadık mı? İlk tohumumuz, rahimlere sevgi ile atılmadı mı? Ana rahmine gidişimizde de, orada aylarca kalışımızda da, SEVGİ var Sevgi! O halde, ağlayarak geldiğimiz bu dünyada da, sevmeye ve sevilmeye muhtacız.

Süleyman çelebi de Mevlidinin Miraç bahrinde:

“Gel habîbim sâna aşık olmuşam
Cümle halkı sâna bende kılmışam…..” derken
bu gerçeğe mi işaret etmiştir acaba. Allah, yani Rahman ve Rahim olan; Resulünü ve kullarını seviyor, sevdiğini bize de bildiriyor. Kendisine olan sevgimizi de Peygamberine tabi olmaya bağlıyor. Şöyle buyuruyor:

“(Ey Peygamber,) de ki: “Eğer Allahı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.” (Âli İmran,3/31)

Uzak Duralım Sevgi Katili Sevgilerden

Öyle sevgi ve aşklar varmış ki, kendi yavrusunu imha eden hayvanlara benzetirmiş bizi. Bizi bir holigan haline getiren spor veya takım tutkusu, bizleri kamplara bölen, lider, ideoloji ve parti bağımlısı yapan sevgi ve aşklar da varmış. Birilerinin, aleyhinde konuşmasına bile tahammül edemediğimiz alkol, sigara, tiner, kumar gibi alışkanlıkların sevgili haline gelmesi de bu kabildenmiş…

Evet, bunlar ve benzerleri gerçek sevilmesi gerekenlerin altlarını değil;  üstünü çizdirirmiş bizlere.  “Bir kereden ne çıkar ki? “Düğünde bayramda ne zararı olur ki?....” gibi cümlelerle kendimizi kandırmaktan sakınalım mı böylesi sevgi ve

Tutkulardan.

Bismillah ile çelişkiye Düşmeyelim!

Bazı yerlerde sadece BİSMİLLAH deriz de, “RAHMAN ve RAHİM” demeyiz.

Meselâ; kurbanımızı keserken. Neden mi? Çünkü Allah buyruğu olmasına rağmen, görünürde merhamet ve şefkat kavramıyla bağdaşmayan bir iş yapıyoruz demektir.

  Mesela, barış ve kardeşlik anlaşmasını bozan ve bize karşı Brütüsleşen birilerine, bizim de kılıçlarımızı çekmeye karar verdiğimizi içeren mektup ve haber gönderirken besmele çekmeyiz. Neden mi?

Çünkü artık kılıçların çekilmesi gerekmiştir; sevgi, şefkat ve barışa ters düşen bir davranışa karar verilmiştir.

Bir başka ortam daha vardır, besmele ile çelişkiye düştüğümüz. Meselâ mı? Meselâ, besmele çekip mutluluk yuvası olması gereken hanesinin kapısını açan nicelerimiz vardır.

Ama içeride karşılaştığı hane halkı ile dargındır; günlerce, haftalarca hatta yıllarca… Bu, bir çelişki değil midir?

Besmele ile sofraya oturmuş bireylerin yüzlerinin gülmemesi, asık ve abus çehrelerle helal lokmalarını yudumlamaları “RAHMAN ve RAHİM” kelimeleri ile çelişki teşkil etmez mi?

Besmele ile girilen bir mekâna nasıl olur da şeytan girebilir? Şayet şeytan girmiş ise, bu durum;

 “Bir eve besmele ile girilirse şeytan oraya giremez.” diyen Allah Resulünün hadisiyle bir zıtlık oluşturmaz mı?

Eskiler yağmura “rahmet” derlerdi. O yağmurun; yani sevgi ve şefkatin damlaları, ısrarla aynı noktayı hedef alırsa, en sert zeminleri bile delip geçer değil mi? Nice mimari eserlerde gördüğümüz mermerlerin, rahmet (sevgi) damlacıkları ile aşındığına defalarca şahit olmuşuzdur.

Velhasıl

Bizler de, tüm beşeri ilişkilerimizde sevgi ve merhameti esas alalım mı?

Mermer gibi sert ve duyarsız kalpleri bile duyarlı hale getirebilmeyi amaç edinelim mi?

 Güzel dostlar edinmeyi ve onlarla sohbeti, tabiatı; çiçekleri ve fıtrata uygun hareketleri sevelim mi? Yaradandan ötürü yaratılmışları, KİTABı ve onu okumayı, tefekkürü sevelim mi?
Şefkati, merhameti, vefayı,
 sadakati, veren el olmayı ahlakımızın bir parçası yapalım mı? 
         
Başkalarına vereceği hiçbir şeyi olmadığını söyleyen birisine Allah Resûlünün :

     “Gülen bir yüzün de mi yok?” dediğini sıkça hatırlayalım mı?

Yine o Yüce Peygamberin (s.a.s):  “Allahın kulları arasında öyleleri vardır ki, ne peygamberdirler ne de, şehittirler. Ama peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler. Onlar, Allah rızası için birbirlerini sevenlerdir…” (Ebu Davut) dediğini de hafızalarımıza nakşedelim mi?

Ve yine o Yüce Peygamberin (s.a.s) şu sözünü mahyalaştıralım mı?
“Kıyâmet günü Allâh Teâlâ şöyle buyurur: Celâlim hakkı için, bana itaat maksadıyla birbirlerini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün, onları gölgemde gölgelendireceğim, onları muhâfaza edeceğim.” (Müslim, Birr, 37)
      

     Daima gülen yüzlerimizin, seven gönüllerimizin olması, sevilen kullar olmamız dileklerimizle.

 

 

 

 

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör