BİR İMAM VARDI
Cümlemizce malumdur ki, camilerimizde cemaate namaz kıldıran Diyanet görevlilerimize “İMAM;” ezan okuyana da “MÜEZZİN” diyoruz. Bugün medarı iftiharımız olan nice imamlarımız var, ama bazıları da, “Sıradışı İmam.” Onlardan biri de, herkesin adını bile bilmediği, ama yakından tanıdığı bir imamdı. Ve o, “Sait Paşa İmamı” diye anılıyordu. Merhum M. Âkif onu yazmasaydı belki o da binlerce “sıradışı imam” gibi unutulup gidecekti.
Evet, bir zamanlar bir imam vardı; o, dört dörtlük bir imamdı. 1810 yılında Manisada dünyaya geldi ve adına da “Hasan Rıza” koydular. Çocuk yaştan itibaren bilgi ve mesleki açıdan kendisini donanımlı bir hale getirmek için canla başla çalıştı. Öyle ki, Kuranı baştan sona ezberleyerek HAFIZ oldu. Tahsilini tamamlamak için İstanbula geldikten sonra iyi bir HATTAT, Hammamîzade İsmail Dedenin seçkin bir öğrencisinin rahleyi tedrisinden geçerek iyi bir MUSİKİŞİNAS oldu. Ayrıca, iyi bir ŞAİR ve YAZAR, iyi bir KURRA, iyi bir MUTASAVVIF, iyi bir MÜDERRİS idi o.
Onun Okuyuşu
Musiki çevreleri, şu cümleyi onun için sıkça kullanırlardı:
“Mevlidi Süleyman Çelebi yazdı, Said Paşa İmamı okudu.”
Bir gün onun parlak ve tiz bir sesle okuduğu mevlidi dinleyen ünlü musiki üstadı Zekai Dede, oğlu Ahmed Irsoyun kulağına şu cümleyi fısıldamıştı:
“Hafız, işte asıl mevlit böyle okunur.”
İnsanlar, onun Üsküdarda okuduğu mevlidi, karşı yakadan yani taaa Beşiktaştan dinlerlerdi. Onun o gür ve tiz sesi, asla kulağı tahriş etmezdi; aksine ne kadar yüksek sesle okursa, o kadar çok haz duyulurdu. Çünkü onun mevlid okuyuşundaki tavır, diğer okuyuculardan farklıydı. Okuduğu güftede sözlerin iyice anlaşılması için kelimelerin arasını kesmeden okumaya özen gösterir ve nağmeleri de, mısra sonlarında yapardı
Sadece mevlid değil; o, devrinin en güzel Kurân-ı Kerim okuyanları, en güzel gazel, şarkı, ilâhi ve mersiye icrâ edenlerindendi.
Onun sıradışılığı, biraz da içinden geldiği şekilde ve kendi arzu ettiği zaman okumasından kaynaklanıyordu. Nitekim bir gün Sultan Abdülaziz, Dolmabahçe Camiinin cuma selâmlığında, kendisinden hutbeyi hicaz makamında okumasını talep etmişti de, o, “İrade ile hutbe okunmaz, ne zuhûr ederse o okunur” diyerek camiyi terk etmişti. Onun bu huyunu öğrenen hükümdar, daha sonra gönlünü almıştı.
Nasıl Sait Paşa İmamı oldu?
Sait Paşa, hayırsever paşalardandı ve Sultan Mahmudun damadıydı. O da, devrin geleneklerine uyarak Hasan Rıza Efendiyi yalısına imam olarak atamıştı. Artık Hasan Rıza, yalı çevresinde oturanların, paşanın ve ailesinin imamıydı.
Ama gelin görün ki Hasan Rıza, bir gün, Sultan Abdülmecidin de hazır bulunduğu Beyazıt Camiinde, bir iç ezanı okumuştu. İçte ve içten gelerek okunan bu ses, Padişahı mest etmiş, çok duygulandırmıştı.
Ve namaz sonunda kendisine “Padişah İmamı” olma teklif etmişti. Velakin orada hazır bulunan Said Paşa bu teklife kibarca bir cevap verdi:
“Efendimizin sarayda güzel sesli birçok bendegânı vardır. Bu zatı da lütfen kulunuza bırakınız,” dedi ve Rıza Efendi eski görevine ‘Said Paşa İmamı olarak devam etti.
Meşgale ile Terapi
Hoca, kendisini her daim bir işle meşgul ederdi. kendisine. İnşirah suresindeki şu ayet, onun bazı meşguliyetleri HOBİ haline getirmesine vesile olmuştu: “Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse bir işi bitirince diğerine başla. Ve Yalnız Rabbine yönel!”
Yanında taşıdığı yün yumaklarından çorap, takke ve şemle (hanımlar için başörtüsü) örerdi.
“Hocam, gözlerinizi yoruyorsunuz,” diyenlere de cevabı hazırdı: “Nazarımı masivadan vikaye ediyorum;” yani, bakışlarımı ilgisiz olan şeylerden koruyorum, derdi.
Vuslat zamanı
İşte bu “Sıradışı İmam” 8 Haziran 1890 tarihinde yaşı seksen beş iken Rahmet-i Rahmana kavuştu.
Yıllarca bülbüller gibi İlahi Kelamı kıraat eden, gönüller coşturan o sesin naaşı, Toptaşı caddesindeki Sandıkçı Şeyh Edhem Efendi Rifâî Dergâhı hazîresine defnedildi.
Mezar taşına da şu ifadeler yazıldı:
Meczûb-i İlâhî
Bende-i İmâm Rifâî
Said Paşa İmâmı
Hasan Rıza Efendi
Rûhuna fâtihâ
Fî 19 Şevval 1307 Cumartesi
Onu Bir de Âkifin Mısralarından Okuyalım mı?
Merhum Âkif de Safahatında anlatmış o “Sıradışı İmamı.”
Çünkü tavırlı bir imamdı o.
Musikide kendine özgü bir TAVRI vardı.
Hayata karşı, özelinde bir tavrı vardı o imamın.
Karşısındaki sultan da olsa GÜÇE karşı tavırlıydı.
Ezilene, garib-ü gurabaya karşı tavırlıydı O.
İşte Akif, bu tavırlı İmamı anlatmıştı Safahatında.
Değerli Okuyucu, dilerseniz bu bölümü gelecek yazımızda ele alalım.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Vuslat zamanı
İşte bu “Sıradışı İmam” 8 Haziran 1890 tarihinde yaşı seksen beş iken Rahmet-i Rahmana kavuştu.
Yıllarca bülbüller gibi İlahi Kelamı kıraat eden, gönüller coşturan o sesin naaşı, Toptaşı caddesindeki Sandıkçı Şeyh Edhem Efendi Rifâî Dergâhı hazîresine defnedildi.
Mezar taşına da şu ifadeler yazıldı:
Meczûb-i İlâhî
Bende-i İmâm Rifâî
Said Paşa İmâmı
Hasan Rıza Efendi
Rûhuna fâtihâ
Fî 19 Şevval 1307 Cumartesi
Onu Bir de Âkifin Mısralarından Okuyalım mı?
Merhum Âkif de Safahatında anlatmış o “Sıradışı İmamı.”
Çünkü tavırlı bir imamdı o.
Musikide kendine özgü bir TAVRI vardı.
Hayata karşı, özelinde bir tavrı vardı o imamın.
Karşısındaki sultan da olsa GÜÇE karşı tavırlıydı.
Ezilene, garib-ü gurabaya karşı tavırlıydı O.
İşte Akif, bu tavırlı İmamı anlatmıştı Safahatında.
Değerli Okuyucu, dilerseniz bu bölümü gelecek yazımızda ele alalım.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



