Nedir hedonizm?
Sevgili okuyucu, önceki yazımızda “İki T Sorunu”ndan yani “Taciz ve Teşhircilikten” söz etmiştik. Bu yazımızda da, Hedonizme dikkat çekmek istedik.
Felsefi temelleri M.Ö. 3.yüzyılda filozof Epikür tarafından atılan bir düşünce ve yaşam tarzı olan Hedonizm’den söz edeceğiz. “Hayatta en yüksek değer, ruhsal ve bedensel zevklerdir” diyen bu felsefi akımın bizi geçmişte sürüklediği ve gelecekte sürükleyebileceği akıbetlerden bahsedeceğiz. Bu akıma kapılanların, ruhsal bunalımlara düşerek intihar kapılarını tokmakladıklarını peşinen ifade etmiş olacağız.
Fıtri ve meşru olan ya da olmayan her şeyi, sınırları aşarak zevk haline getirmenin zararlarına işaret edeceğiz.
Zevk felsefesinin, ülkemizin ve 21. Yüzyıl dünyasının sosyal bir problemi haline geldiğine dikkatlerimizi yönlendireceğiz.
Ne Deniyor, Ne Yapıyoruz?
21. Yüzyılın Âdem Ve Havvaları olarak yedi milyarı aşkın nüfusumuzla mülkün gerçek sahibini unutarak taşkınlıklar yapıyoruz. Yaratıcıyla, kendimizle, tabiatla ve çevremizle uyumlu bir ilişki kuramıyoruz. Sınırımızı aşıyoruz. Tarih boyunca Mülkün Sahibi tarafından uyarıldığımız gibi, hala da, zaman zaman uyarılıyoruz.
Bize: “Taşkınlık yapmayınız, BENİ hatırlayınız, kendinizi ve mülkümü tahrip etmeyiniz,” deniliyor. Ama bizler bu yazılı ve fiili uyarılara aldırmıyoruz. Bizler Modernizm adına, hedonizm adına zevklerimizin peşine takılıp gidiyoruz. Öyle bir gidiş ki, Allah’a rağmen, tabiat yasalarına rağmen, konulmuş olan kırmızı çizgilere rağmen intihara koşuşuyoruz.
Bize “Fe eyne tezhebun;” “Bu gidiş nereye böyle?” deniliyor, ama biz aldırış bile etmiyoruz.
Ne mi yapıyoruz? Meselâ; dere yataklarına evler yapıyoruz. Dev gökdelenlerle yerkürenin belli noktalarına aşırı yükler yüklüyoruz. Nehir yataklarına barajlar yapıyor veya güzergâhlarını değiştirerek tabii akıntıyı bozuyoruz. Yer altı ve yerüstü kaynaklarını aşırı bir şekilde hovardaca kullanıyoruz. Yeri yerinden oynatan nükleer denemeler yapıyoruz…
Bu mülkte kendimizi başıboş bırakılmış zannediyoruz. Oysa mülkün gerçek sahibi: “Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz” buyuruyor. (23/17)
Modern insan sanki mülkün gerçek sahibiyle savaşa tutuşmuştur. Ateizm ve Deizmin bataklığına doğru yuvarlanmıştır. Zannetmiştir ki, misafir olduğu bu mekân kendisinindir. Oysa ona: “Göklerde ve yerde Allah’ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur.(...) denilmiştir. (35 / 44) Gerçek mülk sahibinin Allah olduğu bildirilmiştir.
Biz, zevk felsefesinin doruklarına doğru tırmanmaya çalışıyoruz: “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz,” denilmiş. “Temiz şeylerden yiyiniz, yararlı iş yapınız” (23/51) buyurulmuş; ama biz yeme ve içmede sınırları aşmışız, obezite denilen bir baş belasıyla mücadele eder hale gelmişiz.
“Bu beden sizlere emanettir, onu sağlıklı tutunuz,” denilmiş; ama biz, alkol ve uyuşturucu bataklığına saplanmışız.
Bize: “ Allah’a kulluk edin, şeytandan uzak durun” diyerek uyarıda bulunulmuş; ama şeytanı kılavuz edinenlerimiz çoğunlukta olmuş.
Bize: “Haydi, yeryüzünde gezip dolaşınız; yalanlayanların sonunun ne olduğunu görünüz.” (16/ 36) denilmiş; ama biz, ne geçmişten ne de yakın tarihlerimizden ibretler almışız.
Bize: “Biz, halkı refahtan şımarmış nice memleketleri yok ettik. İşte yerleri!..” denilmiş. Yine bu bağlamda: “ Biz halkı zalim olan memleketlerden başkasını helak etmeyiz.” (28 / 59) buyurulmuş; ama bizler, birilerinin kan ve gözyaşları üzerinde kendi refah ve saltanatımızı kurmaya yeltenmişiz. Hukuk demişiz hukuku ayaklar altına almışız. Yeryüzünün çeşitli ülkelerinde savaşları körüklemişiz; silahlarımız satılsın diye. Şeytanlarımızla işbirliği yaparak etnik ve mezhep kavgalarını körüklemişiz, ülke halklarını birbirine kırdırmışız; refahımız sürsün diye.
Bizler, her gün yazılı ve görsel medyada iç burkan, insanlık onuruyla bağdaşmayan, dehşet verici, insanı ürperten, katil, hırsızlık, tecavüz ve taciz gibi birçok olaya şahit oluyoruz. İşte birkaç örnek:
Avustralya’da bir baba, kızını evinde 24 yıl hapsediyor. Bu süre zarfında kızına hem tecavüz hem işkence ediyor. Çocukları oluyor. Çocuklarına da (torunlarına) tecavüz ettiğini medya yazıyor. (Nisan, 2008)
ABD’de bir grup iki ayaklı mahlûk, meşhur olabilmek için arkadaşlarından birini ölesiye dövüyorlar ve bunu kameraya kaydederek internette yayınlama gafletini ve vahşetini gösteriyorlar.
Biz Âdem’in çocukları, bu denli yozlaşan bir dünyadan, ahlâktan ve erdemlerden bahsedilince, dudak büküp geçen insanların yoğunlaştığı toplumlar oluşturduk gezegenimizde. Böylesi toplumların felah bulması, mutlu olması mümkün müdür?
Şimdi soralım kendimize: Böylesi kalabalıklar gazabı İlâhi’yi nereye kadar tehir edebilir?
Bir tarafta malı götürenlerimiz var. Çeteler, para babaları.. Onlar: “Artık yükü tuttuk, bu kadarı yeter...” demesini bilmeyen oburlar, gözü doymazlar.
Bir tarafta da, açlık, susuzluk, kuraklık, pahalılık, aşsızlık ve işsizlik, sefalet içinde yüzenlerimiz var.
Paylaşımda “bir kula dokuz pul, dokuz kula bir pul” kuralını ilke haline getirmişiz.
Bize, taşkınlıklarımızın hesabının mutlaka sorulacağı, hiçbir zulmün, hiçbir taşkınlığın burada ve öbür tarafta karşılıksız bırakılmayacağı da bildirilmiş:
“Şayet Allah insanları işledikleri (kötülüklerden) dolayı hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı.
Fakat Allah onları belli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet vakti gelince gereğini yapacaktır…(35 / 45). Ama bizler bu uyarıları doğru dürüst okuyamıyoruz; imhal edildiğimizi /mühlet verildiğini/ değil de, ihmal edildiğimizi, unutulduğumuzu zannediyoruz.
Mülk Sahibi, yapmamızı istemediği tutum ve davranışları da bildirmiş. Kırmızı çizgileri çizmiş. Bu bağlamda bizlere denilmiş ki:
Soysuzlukla damgalanmış insanlar çoğunlukta olmasın,
Toplumlarınızda zorbalar ve kabadayılar olmasın, yolsuzluk ve yoksulluk bulunmasın,
Başkalarının özeline girerek kusur aranmasın ve dedi-koduculuk yapılmasın,
İyilik ve güzellikler engellenmesin, denilmiş. (Kalem,68/10-14)
Evet, işte böyle toplumların bulunduğu bir dünya istiyor Mülkün Sahibi. Aksi halde sonucun bizler için hiç de iyi olmayacağını haber veriyor. Yanlışlara devam etmenin sonucunun hiç de iç açıcı olmayacağını bildiriyor.
Mülk Sahibi Örneklerle Uyarıyor
Bize capcanlı örnekler de vermiş Mülkün Sahibi. Taşkınlıklarımıza karşılık olarak, yerlerin, göklerin isyanlarıyla bizleri uyardığını haber vermiş. Meselâ:
Hedonizmin, “mavera ile Yaratıcı ile göbek bağımızı koparması tehlikesine dikkat çekilmiş. Bu bağlamda“ Medyen Halkı”ndan söz edilmiş. Onların, kardeşleri Şuayb’i yalanlamalarından dolayı korkunç bir sarsıntı (deprem) sonucunda dizüstü çökerek helak edildikleri anlatılmış.
Yine Hedonizm’in ürünü olan bencilliğe, narsizme dikkat çekilmiş. Bu konuda da, Mülk sahibinin zaman zaman kişi ve toplumları “ekonomik krizlerle” sıkıntılara düşüreceği vurgulanmış. Bu dünyada hiçbir şeyin garantisi olmadığı, bizim hesaplarımız olduğu kadar Mülk Sahibi’nin de hesaplarının olduğu anlatılmış. Konu iyice anlaşılsın diye “Bahçe sahipleri” örnek verilmiş. Sadece kendini düşünen, bencil zenginlerin olduğu bir toplumdan söz edilmiş. Fakirlerin düşünülmediği, sosyal adaletin olmadığı, “Bugün hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın!” diye fısıldaşarak yürüyen ve mahsul toplamaya giden bir toplumdan.
Gerçek Mülk Sahibi, onları nimetlerinden mahrum edip, mahsullerini helak edince “Rabbimizi tenzih ederiz. O’nun şanı yücedir. Doğrusu biz zalimlerdenmişiz.” “ Yazıklar olsun bize; gerçekten biz azgınlık edenlerdenmişiz,” deyip tövbe eden bir toplumun hikâyesi anlatılmış. (Kalem, 68/17-33)
Ad ve Semud’dan söz edilmiş. Hani şu mavera ile göbek bağını tamamen koparmış ve hedonizmin zirvesine ulaşmış olan toplumdan. Onlar, uyarıcıları HUD’un çağrılarına kulaklarını tıkamışlardı. Onların akıbeti de bildirildi bizlere: “İçinde acıklı bir azap taşıyıp yedi gece sekiz gün esen soğuk bir rüzgârın, Rabb’inden aldığı emirle her şeyi yıkıp yerle bir ettiği, şehirlerini harabeye dönüştürdüğü, insanlarını kof hurma kütükleri gibi yerlere serdiği” bilgisi verildi. ( Ahkâf, 46 / 24,25. Hâkka, 69 /4 -7)
Hedonizmin cinsellik boyutunu sapkın bir şekilde sosyal hayatlarında yaşayanlardan da örnekler verilmiş bizlere. Bu bağlamda LÛT kavmine işaret edilmiş. Onların da, tam güneşin doğuşu anında, yeni bir güne aydınlıkla başlayacakları bir sırada ansızın korkunç bir sese yakalandıkları haberi verilmiş. Ve sonuç şu cümlelerle noktalanmış:
“Memleketlerini alt üst ettik; üzerlerine pişirilmiş çamurdan taş yağdırdık.
Bunda, ders alma yeteneğini kaybetmemiş insanlar için ibretler vardır.” ( Hicr 15 / 73- 75)
Bir de bizim şahit olduğumuz uyarılar var. Dilerseniz gelecek yazımızda o uyarılara dikkatimizi çekelim. Gerçek Malik’in öğrettiği şu dua ile bitirelim yazımızı: Ya Rab! Vadettiğin azabı bize gösterirsen zalim toplum içinde bırakma bizi!” (23/93-94)
Sağlık ve esenlikle kalınız ve’s-SELAM.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



