Şimdi tarihe uzanıyor, geçmişten gelen bu güzelliğin kenarına geçerek binbir çeşit, masaldan bir saray düşlüyoruz.
Sultanahmet semtinde, Adliye Sarayı’nın üst tarafındaki meydanın altında bulunan bu sarnıç, İstanbul’daki ikinci büyük su hazinesidir. 4. yy’da Philoksenos tarafından yaptırılan eser, büyük Konstantin döneminden kalmaktadır.
Kalın duvarlar ile çevrelenmiş mekanın tuğla tonozları, bunları taşıyan bir ara bölme ile bindirilmiş çifte sütunlar ve sade başlıkları ile görülmeye değer bu sarnıç, günümüzde turistik ziyarete açık değildir. Çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapan eser, tarihsel süreç içersinde pek çok görevi de üstlenmiştir. 16. yy.’da İstanbul’a gelen Alman seyyah Lubenau, sarnıçta ipek ipliği işleyenlerin çalıştıklarını söylemektedir.
Türk dönemi başladığında sarnıçta su bulunmadığı bilinmektedir. Bu yüzden ip bükenler tarafından atölye olarak kullanıldığı kesin olarak bilinen, 19. yy.’a ait çizilmiş bir gravür dahi bulunmaktadır.
Osmanlı döneminde sarnıcın üzerine büyük konakların inşa edildiği bilinmektedir. 1660 yılında Ayazmakapı yangınında yanan konak, Fazlı Paşa konağıdır. Hatta burada I.Ahmet’i misafir ettiği de söylenmektedir. Yangından sonra yerine bir ahşap konak daha inşa edilmiş olup, defterdarlık konağı olarak da kullanılmış olan bu bina 1865 yılındaki Hocapaşa yangınında yanmıştır. Bu talihsiz yangınlardan sonra sarnıcın üzeri boş arsa olarak bırakılmış, yalnız üzerindeki meydanda kurulan semt pazarının deposu olarak komik bir şekilde bir süre bu alanda da hizmet vermiştir.
Bunlar yetmezmiş gibi üstü boş kalan sarnıcın, içeriye ışık ve hava girmesi adına tonozlardan bazılarının delinerek yapının orijinalliğini tamamen bozulduğu görülmektedir. Zira 224 adet orijinal sütundan yalnızca 212 tanesi günümüze kadar gelebilmiştir.
Binbirdirek sarnıcını binbir entrikaya dönüştürmüş halk hikayelerimiz de bulunmaktadır. Zira rivayet odur ki, 17. yy.’da IV. Murat dönemine tarihlenen bir olay anlatılmaktadır. Fazlı Paşa’nın yetişkin yaşlardaki kızı, Gevherli Hanım güzel ve genç bir cariyesi aracılığı ile saraya çektiği varlıklı kişileri, sarayın altındaki bu sarnıçta hapsedip, servetlerini alıp öldürtmektedir. Bu hadise padişahın kulağına gittiğinde, tahmin edilir ki IV. Murat elleriyle Gevherli Hanımı öldürür, cariyeleri ise idam ettirir. Sonralarında pek çok defa basılan bu 30-40 sayfalık hikayenin ne derece doğru olduğu bilinmemektedir.
Gerçek olup olmadığı bilinmeyen bu hikayenin sadece düşüncesi bile insanı etkisi altına alarak, ister istemez mahzende rutubetten çürüyen insanları hayal ettirmektedir. Pek çok bedduanın karşılığını bulan Gevherli Hanım, bu sarnıçta neler yaşandıysa günümüzde küçük satış reyonları, kafeler ve sergi alanları ile yapının içinin bölünmesine engel olamamış; hatta sarnıcın ‘’tarihi eser’’ kimliği göz ardı edilerek düğün törenlerinin yapıldığı basit salonlar haline gelmiştir.
Ne yazık ki..
Tuğba EKŞİ
Sanat Tarihi Araştırmacısı
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.




